19 Kasım 2017 Pazar

40 Uçuruyoruz (23 Temmuz 2012)

Tam 40. günümüzde Antalya'nın sıcağından bunalıp bir an önce kaçmaya karar verdik Eskişehir'e. Babannecim de yanımızdaydı. 40. gün ağlamalar biter, bebek rahatlar diye bir 40 suyu hazırladık babannemle. İçme suyunun içine soğan kabuğu, bozuk para ve gül yaprakları attık. Sonra o su ile yüzünü başını sildik. Sanırım babannem bir çay kaşığının yarısı kadar İpek Ece nin ağzına da damlattı. Dualar ettik. Bu hristiyanların vaftiz törenine benzemiyor mu sizce de ?
Babannem gaz sancıları ve ağlama krizlerimizde bize çok büyük destek oldu. Ve bebek çamaşırlarının ütüsünü yetiştirmemde.

Eskişehir öncesinde doktor kontrollerini tamamlak gerekiyordu. Minik prensesimin idrar yolu enfeksiyonu bir yandan, gaz sancıları bir yandan, ve  benim lohusa terlemelerim ve klima serinliği bir araya gelince kaçmak gerekti.


Şimdi prenses 53 günlük. Anne olmak hiç de göründüğü gibi değilmiş. Dışarıdan görünen emekler denizde damlaymış.



Annelik evladının sesi soluğu herşeyi olmak demekmiş. 24 saat dikkattini ve emeğini onun üzerinde tutmak demekmiş. Uyurken bile bir "mık" sesine odaklanmak demekmiş. Ağlama çeşitlerinden ne istediğini anlamaya çalışmak demekmiş. Artık yeni bir organınız var gibi. Sizden bir parça ve size bitişik.



İdrar yolu enfeksiyonu olduğunu kızımı izleyerek anladım. Altını açtım ve rahat çiş/kaka yapması için gerekli ortamı sağladım. Anladık ki bu gaz sancısı değildi. Çiş yaparken ağlıyor, acı çekiyordu minik kuzum. İyi de minicik bebeğin idrar tahlili nasıl alınırdı ? Onu da doktorlar düşünsündü, biz sorunu dile getirelim de...



Aylık kontrolümüzde Mehmetle baş başa gittik Medikal Park'a. Kaka örneği bezinden alınıyor. İdrar içinse bebeğinizin altında poşet yapıştırılıyor. Tabi kız bebeklerde bu biraz sıkıntılı. Kızıma poşet bağlanacağı sırada benim de kadın bölümünde kontrollerim vardı.. Babamız İpek Ece ile ilgilendi. Biz hemşirenin poşeti bağlamasını beklerken kızım öyle çok çiş yapmış ki hijyen için serilen kağıtların altına geçmiş ve sedye ıslanmış . Bildiğiniz büyümüş insan gibi.. E hadi bekleyin bakalım yeni çiş için saatlerce.... 
Antibiyotiği atmak, idrar yolunu temizlemek için emzirmek lazım bol bol ama bakıyoruz minnoş ilk aylarda emmek için çok hevesli değil, becerikli de değil, emzirme seansları boğuşma seanslarına dönüşebiliyor... Sakın pes etmeyin. Arada biberon denemeleri yaptık bol bol beslensin diye AMA kızımın gaz, idrar yolu nedeniyle ağlama krizine girdiği bir an 5 saattir aç olduğunu düşünerek emmeye zorladım, zorladım ama emmedi. O ağlıyor ben ağlıyorum, o bağırıyor, ben daha çok bağırıyorum :)) Sesimiz sokaktan duyulmuştur kesin. Biraz da lahusa stresini attım, ağlayarak.



Kızım aç, hasta ve beslenemiyor !!! Çok panikledim. Özgeyi aradım, "sakın pes etme Nil, 3 ay biberonla beslenip memeye geçen bebekler var" dedi. Sakinleşmeye çalıştım, kızımı göğsüme yatırdım, "onu içimde büyüten ve can veren Rabbim lütfen rıskını ve sağlığını da ver" diyerek dua ettim  ve birlikte uyuduk. Gece ağzı meme aramaya başladı. Uyku arasında barıştık :)) Minik prensesim sadece sancılı olduğu için emmek istememişti belki de. Ama biberonu bir daha denemeye cesaret edemedim.



İyi bir anne serin kanlı olmayı öğrenmek zorunda. Serin kanlı, mantıklı, pozitif ! Bir taraftan kendine çok iyi bakmak zorunda iyi anne, süt üretmek zorunda, hasta olmamak zorunda. Allahın kadın üzerinden gösterdiği mucizeler bitmek bilmiyor. Bazen insan kendi kendini hayretle izliyor. İçimde bir canlı büyüdü, benden bir parça.. Şimdi de onu besleyen sütü üretiyorum. 



O gün insanın  kafasının kızması ne demekmiş anladım. Gerçekten kafamın ortası kızdı, karıncalandı. Bu ağlama krizi üzerine havası ferah memleketim Eskişehire geldim...



Artık neredeyse 2 aylığız. İnsan evladı ne zor büyüyormuş. Kızımın göz teması kurabilmesi, eliyle bir nesneyi tutabilmesi olay olacak. 2. Ay için yeni yazımız gelecek.

Anne Oldum (7.June.2012)

Dünya güzeli kızım çok aceleci, 27 Mayıs Pazar günü Mehmetle yaptığımız ufak bir alış veriş sırasında doğuma hazırlık, sancıları diye önemsemediğim bir kaç sancının ardından, ferahlamak için sahile indik. Şezlong tipi sandalyemizi sahile atıp biraz gevşemeye çalıştık. Hala çok iyi hissetmiyordum, çok açtım ve eve dönüp mücver partisi verdim. Kocaman göbeğimle tezgaha yanaşmak hiç kolay olmuyor artık. Tezgahtan ıslanıyor :)
Mücver iyi hissettirmedi, yemekten hemen sonra saat 20:00 ben mışıl mışıl uykudayım. Saat 2:00, o da ne ? Bi tekme, ve suyum geldi. Doğum kesesi patlamış ama hiç sancı yok. Sabah 08:00 ufak sancılar var, Mehmetle sancı odasında el ele geçen uykusuz bir geceden sonra doktorum Burcu geliyor... Açılma sadece 1 cm. Suni sancıya karar veriliyor, saat 15:00 oluyor ama  hala açılma yok. Pes ediyorum. 16:30 'da epidural sezeryan'a karar veriliyor. Saat başı yapılan muayenelerden sonra bende hala bir açılma yok.
Sonunda soğuk ameliyathanedeyim, soğuktan ve heyecandan titriyorum.Başımda 7-8 kişi, ses yok, konuşmadan anlaşıyorlar. Kordon kanımız da alınıp, saklanacak. Kızım sesi geliyor... O da ne "çoook küüçüüük ", 2250 gr.
Mis kokulumu yanağıma değdiriyorlar, huzur buluyorum, biraz olsun...Allahın en büyük mucizesine aracı olabilmek, dünyanın en güzel duygusu. Ve her zaman ziyaretlerde gördüğümüz süslü yataklar, dantelli beşiklerin arka yüzünde olanlar yaşanmaya başlıyor :)
Artık yeni doğum yapmış olan canım arkadaşlarım Özge ve Özgülü çok daha iyi anlıyorum. Hepinizi öpüyorum, tatlı anneler...

Kızımızı Beklerken (23.May.2012)

Mehmet'in, 17 günlük Boeing eğitimi dönüşü bana almış olduğu doğum hediyesi Canon dslr makinam geldi. Artık güzel anları, daha güzel yakalayacağım. Bu konuda eğitimlere başlamam gerekiyor. Tavsiyelerinizi bekliyorum.  Haziranda aramıza katılacak bebeğimiz için de doğum fotoğrafçısı tutmamıza gerek yok artık. Kızımızı özlemle ve heyecanla bekliyoruz. Mehmet Amerikadayken anneannemiz ve dedemiz de yanımızda. Piramit park ve deniz kenarında yürüyüşler yapıyoruz. Aslında yürümekte biraz zorlanıyorum. Sadece 11 kg aldım ama sanırım minyon tipli olduğumdan cigerlerim ve miğdeme yer kalmadı.